X



Konu Bilgileri
Konu Başlığı
NBA Yıldızlarının Hayat Hikayeleri
Konudaki Cevap Sayısı
45
Konuyu Açan Kişi
fbturan
Görüntülenme Sayısı
711





Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Sayfa (6): « İlk [1] 2 3 4 5 Sonraki > En Son »
NBA Yıldızlarının Hayat Hikayeleri
Yazar Mesaj
fbturan
MC Spoilt B'stard
Super Moderators

Üye No: 1602
Katılım: Aug 2006
Yer: Kırıkkale
Mesajlar: 6,590
Grup: Super Moderators
Durum Çevrimiçi

Rep Ver :
Rep Puanı : 35
Ruh Hali
mutlu

MSN araciligi ile mesaj yolla Yahoo araciligi ile mesaj yolla ICQ araciligi ile mesaj yolla AIM araciligi ile mesaj yolla




Mesaj: #1
NBA Yıldızlarının Hayat Hikayeleri

::MICHAEL JORDAN::.


"His Airness"


"Air Jordan"




Tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi basketbol oyuncusu olarak kabul edilen Michael Jordan, "His Airness" ya da "Air Jordan" ın kariyeri inanılması zor başarılar ve ödüllerle dolu. Ama O'nu bu kadar yücelten şampiyonlukları, madalyaları kadar başarılarında pay sahibi olan karakteridir..

Jordan'ı anlatmak için sadece efsane kelimesi yeterli değildir efsane oluşunu azim, kazanma hırsı, güç, zarafet, spontane, baş edilemeyen rekabet arzusu ile bir arada kullanmak gerekir..






Ya da herhangi, bir sözlükte basketbol ya da atlet kelimelerinin karşısına onun resmi konarakta onu basketbol oynarken görememiş olan nesillere nasıl bir atlet olduğu anlatılabilir..

Ne kadar başarılı olursanız olun ne kadar çok madalya kazanırsanız kazanın en önemlisi sizinle birlikte anılan ya da kıyaslanmaya çalışılan diğer yıldızların sizin hakkınızda söyledikleridir..

Bunun en güzel ve çarpıcı örneğini yıllarca kıyaslanmak zorunda kaldığı Earwin "Magic" Johnson ve Larry Bird söyleyerek, Jordan hakkında son noktayı koymuşlardır..


Magic Johnson sürekli kıyaslandığı Jordan için kısaca; "Bir yanda bizler yani basketbolcular var ve öteki tarafta ise tek başına Michael Jordan var" demiştir..

Yıllarca kıyaslanan bir başka yıldız Larry Bird ise Jordan'ın 63 sayı attığı ama Boston Celtics'e yenildikleri maçın ardından "Jordan hakkında ne düşünüyorsunuz ?" sorusuna verdiği cevapta bu genç adama duyduğu saygıyı anlatmıştır, "Tanrının aramızda olduğuna inanıyorum tanrı, Jordan'a bürünmüş durumda aramızda dolaşıyor" demiştir..

Yıllarca Larry Bird ve Magic Johnson ile kıyaslanarak kimin daha iyi olduğu ya da kimin daha başarılı olduğu yarışını rakiplerinin verdiği cevaplarla kazanan ve onlardan tek eksiği olan şampiyonluk yüzüğünü NBA'e girdikten 3 yıl sonra kazanan Jordan, NBA'in Süper Yıldızı kavramını da yıllar içerisinde bambaşka bir boyuta taşımayı başarmıştır.

KISACA “HIS AIRNESS”


Michael Jeffrey Jordan 17 Şubat 1963’te Brooklyn, New York’ta Dünya’ya geldi.. Wizards forması ile salonlara veda eden eski bir Ulusal Amerikan Basketbol Ligi, NBA, oyuncusu olan Michael, bir pazarlama harikası ve bu özelliğinin yanı sıra gelmiş geçmiş en başarılı basketbolcu..

Basket sahasının her iki yanında da inanılmaz işlere imza atan Jordan 15 tam sezonun ardından salonlara veda etti.. Jordan "benden bu kadar" dediğinde normal sezon maç başına sayı ortalamasında 30.12 ile NBA tarihinin en skorer ismi oldu.. (30.06’lık istatistiğe sahip olan Wilt Chamberlain 2. sırada) Chicago Bulls ile 6 kez NBA şampiyonu olan Jordan 6 kez ligin en skorer ismi oldu.. All-Defans takımına 9 kez seçilen Jordan, normal sezonda 5 kez MVP (Most Valuable Player, En Değerli Oyuncu) seçildi..


3 kez ligin en çok top çalan oyuncusu olan Jordan 1983’den itibaren, CNN bünyesindeki, Amerika’nın en prestijli spor dergilerinden biri olan Sports Illustrated’in kapağını rekor rakam olan 49 kez süsledi.. 1991’de aynı dergi tarafından "Yılın Spor Adamı" ödülüne layık görüldü.. 1999’da yine Amerika’nın önde gelen spor medyası networklarından ESPN tarafından "20. Yüzyılın Atleti" ödülüne layık görüldü.. Dünya’nın en prestijli haber ve fotoğraf ajanslarından Associated Pres tarafından yüzyılın en iyi 2. sporcusu olarak seçildi..

Sıçrama yeteneği ve faul çizgisinden yaptığı göz kamaştıran smaçlar "Air Jordan" ve "His Airness" lakaplarını kazanmasını sağladı..

Yukarıda kısaca ve aşağıda bütün detaylarıyla yazan Jordan makalesi, O’nun bu sporu yapan gelmiş geçmiş en başarılı atlet olduğunun bir kanıtıdır..

İLK YILLAR VE ÜNİVERSİTE


Brooklyn'de doğan Dolares ve James Jordan'ın oğlu olan Michael, babası ile birlikte çocukluğunda oynadığı ve favori sporu olan beysbol yerine abisi Larry’nin ayak izlerini takip ederek basketbola gönül verdi..

Lanny High School'da okuduğu yıllarda basketbol takımından kesilen ve çelimsiz olduğu söylenen Jordan azmi ve hırsı sayesinde son sınıfta takımdaki yerini aldı ve sergilediği performansın yanı sıra muhteşem sıçrama yeteneği sayesinden North Carolina Üniversitesi’nden burs kazanarak Tar Heels'e katıldı..

Ancak üniversiteye geliş hikayesi burada yazdığı kadar da kolay olmadı.. Her ne kadar doğuştan bir atlet olduğuna şüphe yoksa da Jordan 1978’de lise takımından ironik bir şekilde çıkartıldı..

Abisi Larry ile yaptığı bire bir maçları sürekli kaybeden ve Larry sayesinde kaybederek kazanmasını öğrenen biri olan Jordan’ın lise takımına geri dönmesini bitmek tükenmek bilmeyen hırsı sağladı.. Her gün, evden okula iki elinde iki top sürerek giden bu çocuk o zamanlar yaşadığını ilerleyen yıllarda şöyle dile getirdi, "Her gün saatlerce antrenman yaptım. Ne zaman daha fazla koşacak ya da şut çekmek için kollarımı kaldıracak gücüm kalmasa gözlerimi kapatır ve soyunma odasını ve duvarda adımın yazmadığı takım listesini gözlerimde canlandırırdım. İşte o zaman bütün enerjim geri gelir ve kaldığım yerden antrenman yapmaya devam ederdim"..

Bu hırslı çocuk sonunda yeniden girmeyi başardığı lise takımını ve arkadaşlarını utandırmayarak Lanny High School’un eyalet şampiyonu olmasında önemli bir rol oynadı..


O zamanlar bilinmeyen bir isim olan "Michael Jordan" lisenin ardından Five-Star Basketbol Kampı’na katıldı ve azmini orada da sergileyerek coachlar tarafından güneyin en çok gelecek vaat eden oyun kurucularından biri olarak gösterildi.. Ama yine de B+ olan notları ya da kampta sergilediği performans çok istediği ve başvuru yaptığı UCLA ya da Virgina üniversitelerine kabul edilmesini sağlamadı.. Son tercihi olan North Carolina ise kapısını Jordan’a açtı ve bursu verdi.. Bu kısa süre sonra ne Jordan’ın ne de Tar Heels’in pişman olmayacağı bir başarı öyküsünün ilk adımlarından biriydi..

Jordan, birçoğunun benchde dirsek çürüteceğini söylemesine rağmen NCAA'de sergilediği performansla James Wothy ve Sam Perkins gibi yıldızların arasından sıyrılarak süre almayı başardı..

Son yılında Georgetown ve ezeli rakibi olacak olan Patrick Ewing'e karşı finallerde North Carolina formasıyla sahada kendine şans bulan Michael Jordan maçın bitimine 15 saniye kala 6 metreden kaydettiği 3 sayı ile takımını 63-62 ile NCAA şampiyonluğuna taşıdı.. Bu son saniye basketleri ve son şutu kullanmaktaki cesareti muhteşem bir kariyerin başlama noktası olarak Jordan'ın hayatındaki yerini yavaş yavaş almaya başladı..

Hakemlerin Jordan’a sürekli "hatalı yürüme" çalmasından usanan North Carolina yönetimi üniversite takımının yıldızı olan Jordan’ın yavaş çekim görüntülerini hakemlere izletti ve Jordan’ın hatalı yürümediği ancak gözlerin onun hızını yakalayamadığı anlaşıldı..


Üniversite hayatı boyunca 2 kez "Yılın KBravoj Basketbolcusu" ödülünü kazanan Jordan son senesini tamamlamadan önce profesyonel olmaya karar verdi ve North Carolina'da düzenlediği basın toplantısında NBA'e adım atma kararını açıkladı. Bu arada Jordan'ın bir başka başarısı NBA'e imza atmadan önce seçildiği Olimpiyat Takımı ile kazandığı altın madalya oldu..

1984 olimpiyatlarında kazandığı altın madalyanın ardından Chicago Bulls tarafından ilk tur 3. sıradan draft edilen Jordan, Bulls kontratının yanı sıra ilk olarak Nike ve diğer spor markaları ile imzalara başladı..

NBA YILLARI, PERİ MASALI (MI ?)..

O yıl Houston Rockets tarafından ilk sıradan draft edilen Hakeem Olajuwan bir yıldız olmayı başardı ama ikinci sıra draft hakkını Jordan'ın yerine Sam Bowie'yi seçen Portland yıllarca draft ta yaptığı hatanın bedelini ödedi..
Hakeem Olajuwan, Houston’da iki şampiyonluk yaşayarak A sınıfı bir basketbolcu oldu.. Ancak Portlandlı Sam Bowie’ye sınıflandırma bile yapılamadı çünkü Bowie soyunma odasından çıkmakta zorluk çekti ve ilk 4 sezonunda 189 maçta dışarıda kaldı.. Bu durumda da hakkını Jordan’dan yana kullanmayan Portland yönetiminin ilerleyen yıllarda yolacak saç bulamamasına sebep oldu..

Bulls formasını 13 yıl taşıyan 1.98’lik Jordan kariyerinin çoğunu shooting guard olarak geçirdi ancak atletik özellikleri ve rakip tanımadan yaptığı savunma anlayışıyla point guard ve small forward olarak da rakiplerine gereken acıyı tattırdı.. 1985’de Rookie of the Year (Yılın Çağlağı), 1988’de de Yılın Savunmacısı seçilen Jordan 1991 - 93 yılları arasında peş peşe 3 kez ve 1996 - 98 yılları arasında da yine peş peşe 3 kez NBA şampiyonu oldu.. Jordan, 1989, 1991, 1992, 1996 ve 98 yıllarında 5 kez normal sezon MVP’si seçildi.. Bulls’un finale kaldığı her yıl finalin en değerli oyuncusu da seçilen Jordan, 1996 ve 1998’de MVP hat-tricki yaptı ve normal sezon, All-Star ve finallarin MVP’si oldu.. Bu başarıya sadece Willis Reed 1970’te ve Shaquille O'Neal 2000’de bir kez ulaşabildi.. Jordan ayrıca 1997’de bir All-Star maçında üç alanda da çift haneli sayılara ulaşan yani triple-double yapan tek isimdi..


84'te kazandığı altın madalyanın ardından NBA'deki çaylak sezonuna da fırtına gibi başlayan Jordan ilk yılında 28.2 sayı ortalaması ile Bernard King ve Larry Bird'ün ardından 3. sırayı aldı, bunun yanı sıra 6.5 ribaund ve 5.9 asist ortalamasıyla da "Yılın Çaylağı” ödülünü kazandı.. Yılın "En İyi İkinciler" takımına da seçilen Jordan için en önemli başarı Bulls'un Jordan'ın da kadroya katılmasıyla 1 yıl öncesine oranla 11 maç daha fazla kazanması ve Play-Off lara kalması oldu.. Jordan ilk Play-Off serisinde Milwaukee Bucks'a 4 maç sonunda boyun eğmekten kurtulamadı..

Muhteşem sıçramaları ve smaçları, akıl dolu pasları, ve karşısındakini bıktıran savunmasıyla herkesi kendine hayran bırakmaya başlayan Jordan şutlarında da kendine yakışır yüzdeler tutturmaya kısa sürede başladı..

Kariyerinin en önemli yıllarında Jordan’ın coachu olan Phil Jackson’a göre, bu kadar hırslı biri aynı zamanda kendini tanıyorsa ancak böyle olabilirdi ve ortaya Jordan adından bir sanat eseri çıktı.. Jackson: "Antrenmanı bitirirdim ve herkes evine, sevgilisine, karısına giderdi ama Jordan salonda kalırdı ve tek başına saatlerce sayısını bilemediğim kadar çok şut çekerdi.. Bu hırs nereden geliyor bilmiyorum ama ben O’na fazla bir şey veremedim, O bize verdi ve bunu sıkılmadan yıllarca devam ettirdi.. O bir makine ve gözüne kestirmesi istediğini yapması için yeterli.. Böylesini görmedim ve herhalde kimse de göremeyecek"..

Jordan ile geçen 2 yılın ardından Chicago'nun en büyük sorunu stadyuma gelen yolların ve otoparkın arabalar için yetersiz kalması oldu.. Jordan'ı kısa sürede yıldız yapmayı başaran ise her zaman alçak gönüllü ama bir o kadar da mücadeleci tavrını hem sahaya hem de dışına yansıtmayı başarmasıydı..


Kamera ile de çok iyi geçinen Jordan oynadığı reklam filmlerindeki sempatikliği ve magazin dergilerinin kapaklarını süslemesiyle Dünya'nın dört bir yanına kısa sürede yayıldı.. Jordan’ın bu başarısı aynı zamanda dev bir pazarlama firmasının da ilk adımları oldu..


Nike ile yaptığı anlaşma ve ona özel üretilen spor ayakkabılarıyla da bir ilk imza atan Jordan, yasak reklam yapıyor ve takım renklerine uygun giyinmiyor gerekçesiyle kural değişene kadar her maçta Bulls yönetimine para cezası ödemek zorunda kaldı ancak NBA Komisyonu bu problemi kısa süre sonra çözdü.. Jordan’ın bu cezaları ödemesi ve komisyonun problem çıkartmaması "Air Jordan"ın doğmasının en büyük yardımcısı oldu.. "Love-Of-The-Game, Oyunun Sevgisi" adına kontratına eklettiği bir maddeyle de ilklerinden birini gerçekleştiren Jordan, sezon ortası ya da sonunda, ya da ne zaman isterse istesin herhangi bir yerde basketbol oynamasına izin veren maddeyle bu spora olan sevgisinin kontratların sınırlanmasını engelledi..


Jordan, ağzından çıkarttığı dili ve yaptığı smaçlarla da NBA'e ve basketbola yeni bir stil getirdi.. Ayrıca 2. yılından sonra Bulls formasının altına giydiği KBravoj takımı North Caroline’nın Tar Heels forması yüzünden uzun şortlar tercih etmesi ve kafasını kazıtması da NBA'e yeni bir tat oldu.. O’nun yaptıklarını sadece dışarıdakiler değil NBA’deki rakipleri takip etti..

Üniversitede yaşadığı hatalı yürüme problemi NBA’de de devam etti... Jordan'ın ilk adımı o kadar hızlıydı ki karşısında onu savunan rakibi bunu uzun süre anlamakta zorluk çekti.. Böylece hakemlerin Jordan'a veteran muamelesi yapıyor hurafesi de kısa süre sonra tarihe gömüldü..

Alçak gönüllü tavırlarıyla her zaman örnek bir süper yıldız olan Jordan All-Star maçı kendisine sorulduğunda "en azından bir tanesinde oynamak istiyorum" diyecek kadar mütevazi olmayı başardı.. Ve amacına da aynı yılın sonunda ulaştı, 1985 Doğu Konferansı All - Star karmasına seçildi.. Jordan ilk All-Star maçında 22 dakika görev aldı ve 7 sayı kaydetti.. Yeni sezonda sol ayak kemiği kırılan Jordan 64 maçta forma giyemedi ve yeniden All-Star seçilmesine rağmen maçta oynayamadı.. Ama Play-Off’da Celtics'e karşı kaydettiği 63 sayı ile en çok manşet süsleyen NBA yıldızı olmayı başardı ki bu her geçen yıl aratacak bir başka istatistik oldu..


1986-87 sezonu ise Air Jordan için çok daha başarılı oldu.. O yıl NBA rekorlar kitabına girecek bir çok satır ekleyen Jordan 37.1 sayı ortalaması ile sezonu tamamladı.. Her maç 30 sayı ve üzerine çıkan bir yıldız oldu ve 9 maçta 40 sayının üzerinde kaydederek bir başka rekoru kitaba ekledi.. O yıl NBA All-Star haftasında ilk smaç şampiyonluğunu da kazanan Jordan artık tam anlamıyla "Air Jordan" olarak anılmaya başlandı..

Yine kaybedilen Play-Off serisinin ardından Jordan'ın paslarını daha sağlıklı kullanabilecek katkılar takıma yapıldı.. Horice Grant, Scottie Pippen Bulls'un yeni üyeleri ve Jordan'ın en yakın arkadaşı oldu.. O yıl MVP'de aralarında olmak üzere, yılın en iyi defans oyuncusu, All-Star'ın en değerli oyuncusu ödüllerini kazanan Jordan bütün ödülleri tek başına silip süpürdü.. Ama konferans finallerinde "Bad Boys" olarak tanınan Detroit Pistons defansı Jordan'a çok iyi hazırlanmıştı ve Bulls'u o yıl ve devam eden yıllarda durdurmayı başardılar.. Efsanevi Koç Chuck Daily ve ekibi tarafından tasarlanan "Jordan Rules, Jordan Kuralları" 2 yıl daha başarılı oldu..

1988-89 sezonuna gelindiğinde belki de Jordan istatistikleri en üst düzeye çıktı.. 32.5 sayı ortalamasıyla sezonu tamamladı, 8.0 asistle en iyi asist yüzdesini yakaladı ve yine kariyer rekoru olan 8.0 ribaund ortalamasını da istatistiklerine ekledi.. Aynı yıl 2.89 top çalmayla da sezonu 3. tamamladı.. Play-off’da Cleveland Caveliers'ı nefes kesen 5. maçta geçen Bulls'ta 101-100 lük skoru Jordan'ın Craig Ehlo'nun üzerinden attığı "Buzzer Killer" getirdi..


Aynı yıl golfe olan tutkusuyla gündeme oturan Jordan'ın NBA kariyerinin ardından PGA Tour'a katılacağı söylentileri her yerde dolaştı ama Chicago yönetimi ve Jordan'ın şampiyonluk yüzüğü ile ilgili planları çok daha farklıydı.. Bulls o yıl takımın yönetimine efsanevi coach Phil Jackson'ı getirdi.. Yeni taktik anlayış ve Bulls'un üçlü, "üçgen savunması" Jordan'ın kendi şutlarını bulmasını rahatlattı ve takımın ofans gücüne güç kattı..

Bulls o yıl 1971-72 sezonunda beri franchise tarihindeki en iyi ortalamayı tutturdu ve normal sezonu 55 galibiyet 27 mağlubiyet ile tamamladı.. Aynı yıl Jordan kariyer rekoru olan 69 sayıyı daha öncede rekor kırdığı Cleveland Caveliers'a karşı attı.. Ama Doğu Konferansı finallerinde Bulls'un derdi yine Pistons oldu ve 7. maçta yoluna devam eden taraf Pistons oldu.

Pistons'a karşı üst üste alınan final mağlubiyetleri çatlak sesler çıkmasına sebep oldu ancak Jordan gösterdiği kararlılık ile takım arkadaşlarını daha çok oyuna girmeye davet eti ve bu şekilde bir yaşanan sorunların ortadan kalkacağını belirtti.. Jordan kısa ve öz konuştu, "Benimle birlikte olun, yanımdan ayrılmayın ve en iyiyi başarana kadar pes etmeyin" !..

Jordan yeni sezonda kendini tam anlamıyla kanıtlamayı başardı ve deplasmanda sadece 2 maç kaybederek hem rekoru yenilediler hem de finallere kaldılar..


Magic Johnson'ın son yılında Lakers'a karşı evlerinde kaybedilen ilk maçın ardından Jordan ve Bulls yıllardır özlemini duyduğu yolda emin adımlarla ilerlemeye başladı.. Lakers karşısında alınan peş peşe 4 galibiyet Jordan'ın 31.4 sayı, 6.4 ribaund ve 8.4 asist ortalaması şampiyonluk yüzüğünü takmalarını sağladı..

Yeni sezonda kafasını tamamen kazıtan Jordan yeni bir tarz ve stille oyununa geri döndü.. Artık Larry Bird ve Magic Johnson'da olan onda da vardı, o da yüzüğünü parmağına takmıştı.. Şampiyon unvanıyla maçlara çıkan Bulls'lu Jordan devam eden iki sezonda ilk finalde Cliade Drexler'lı Protland Trail Blazers'ı ve ikincisinde de Charles Barkley'li Pheonix Suns'ı devirdi..


Tamamıyla uluslararası bir kahraman olan Jordan "Be like Mike, Mike gibi ol" reklam kampanyasıyla Çin'den Venazuella'ya kadar dünyanın dört bir yanında bir kahraman olarak görülmeye başlandı.. 1992 finallerinin açılış maçında yine bir rekor kırarak 35 sayı atan Jordan takımını 79-64'den 97-93’lük galibiyete taşımayı başardı..

1993'de Jordan klasikleri ve rekorları ile devam etti.. Patrick Ewing'li Knicks'i 4. kez geçen Bulls, 6 maçlık deplasman dezavantajıyla çıktığı seride rakibine şans tanımadı ve 105-95 lik 4. maçta 54 sayı atan Jordan yine kahraman olmayı, daha doğrusu beklentilere cevap vermeyi başardı..

5. maçta Jordan 29 sayı 10 ribaund ve 14 asistle triple double yaptı ve rakibini yine çaresiz bıraktı.. Madison Square Garden'da gelen 97-94’lük zafer ve 6 maçta bir yüzük daha taktıran 96-88’lik maç Jordan’ın ger geçen gün daha da eşsiz olan kariyerinde bir başka sayfa oldu..

Bir başka final serisinde Pheonix Suns'a karşı tutturduğu maç başına ortalama 41.0 sayı 6 maçta gelen bir başka yüzük herkesin nereye kadar devam eder bu başarı sorusuna cevap oldu.. Jordan oynadıkça bu başarı da devam edecekti..


1992 yılında Barcelona Olimpiyatları'na katılan Dream Team'in en gözde üyesi Jordan'ın yanı sıra 12 kişilik takımın bugüne kadar bir araya gelmiş en başarılı ve mükemmel takım olduğu da büyük bir gerçektir.. Gittikleri her yerde popstar gibi karşılanan bu takım altın madalyayı alarak başarılı bir olimpiyat serüveni geçirdi..

Ancak bütün bu başarılar ve Phil Jackson ile yapılan uzun konuşmalar fazla bir işe yaramadı, hırsını kaybettiğini her fırsatta dile getiren Jordan yeni bir şeyler denemesinin zamanı geldiğinin altını çizdi.. Aynı yıl idolü ve mentoru olan babasının da silahlı soygun sırasında öldürülmesiyle birlikte Jordan'da Bulls'a ve aktif basketbola Ekim 1993’te kısa bir konuşa ile veda eder, "Bu spora verecek daha fazla bir şeyim kalmadı, kanıtlayacak ve başaracak bir şey kalmadı, bırakıyorum".. Ve basketbolun gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu salonlardan bu şekilde koptu..

HAYAL KIRKLIĞI (MI?) & HAVA ALMAK (MI ?)..


Hakkında ne yapacağına dair çıkartılan spekülasyonlara ve medya baskısına fazla aldırmayan Jordan kısa süre içinde yine spot ışıklarının altında ortaya çıktı ama bu sefer bir beysbol sahasında..

Çocukluğundan beri babasıyla en büyük rüyası olan beysbola White Sox’un ufak takımı Birmingham Barons takımının formasıyla adım attı.. Barons’da .202 ortalama tutturan ve sadece 3 kez "home run" yapan Jordan çok istese de White Sox tarafından çağırılmadı..


Sonbaharda Arizona Ligi’nde Scottsdale Scorpions’a katılan Jordan bu sefer .252 ortalama ile oynadı ancak takım sahibi Jerry Reinsdorf yakın arkadaşı olmasına rağmen yine Sox’dan çağıran olmadı..

Chicago Bulls yönetimi Kasım 1994’te United Center’ın önüne "Air Jordan"ın büstünü oturttu ve formasını da emekliye ayırdı.. Jordan’a olan vefa borcunu göstermenin bir yolu olan bu jestler, Jordan’ın da kendini dinlemek için ayırdığı zamanın ve çocukluk hayalinin peşinden gittiği sürenin daha çabuk dolmasına yardımcı oldu..

Beysbolda kimilerine göre başarılı kimilerine göre başarısız bir performansın ardından 94’de beysbol birliğinin greve gitmesi ile bu rüyaya son veren ve hayranlarına daha fazla acı çektirmemeye karar veren Jordan 18 Mart 1985’de basın toplantısı düzenleyeceğini açıkladı..

Amerika’daki kanal ve gazetelerin tamamı bu basın toplantısında hazır bulundu.. Joran belki de o güne kadar düzenlediği en net ve açık basın toplantısında sözü fazla uzatmadı "I’m back, Geri döndüm" !..

GEÇ OLSUN GÜÇ OLMASIN !.. “I’M BACK, GERİ DÖNDÜM”


Alışılmışın dışında oynayan ve Barons’daki numarası olan 45 numaralı formasıyla salonlara dönen Jordan, yeni zaferler için yeni formasını terletmeye başladı..

26.9 sayı ortalaması ile 17 maç çıkartan Jordan, Bulls'un 13 galibiyet 4 mağlubiyetlik bir seri ile sezonu kapatmasını sağladı.. Ama Jordan'ın ilerlemiş yaşına rağmen döndüğünü gösteren karşılaşma 6. maçı oldu..

Madison Square Garden'da Knicks potasına tam 55 sayı bıraktı..

32 yaşındaki bu "genç" geri zıplayarak yaptığı yeni nesil şutları ve olgun hareketleriyle neden "Air Jordan" ya da "His Airness" olduğunu bir kere daha kanıtladı.. 23 numaralı formaya geri dönen Jordan, NBA Komisyonuna forma değiştirdiği için seve seve ceza ödemek zorunda kaldı..

Play-Off larda Jordan 31.5 sayı ortalaması tutturmayı başardı ama Shaquille O'neal'lı Orlando Magic, Jordan'ın ilk yılında yüzüğü almasına izin vermedi.. 6 maçlık serinin sonunda şampiyon Florida takımı oldu..

Yeni bir sezon yep yeni bir başlangıç ve yeniden 23 numara olacakların da adeta sinyali niteliğinde oldu.. Ama eski takımdan geriye bir tek Pippen kalmıştı, bu da Jordan'ı düşündürdü ama Dennis Rodman gibi bir ribaund ve defans canavarı Jordan'ın keyiflenmesine yeterli oldu ve kazanmak için keyifli bir Jordan her şeye bedeldi..

Yeni Jordan'lı Chicago Bulls o yıl sergiledikleri performansla daha önce başardıklarını geride bırakırcasına her şeyi yeniden yazmak istermişçesine oynadı ve Jordan'ın 30.4 sayı ortalamasıyla tamamladığı sezonda 82 maçta 72 galibiyet elde ederek kırılmadık rekor bırakmadılar..









Play-Off'ta da Sonics karşısında 6 maç sonunda gelen zafer ve şampiyonluk ne kadar büyük bir ironidir ki Babalar Günü'ne denk geldi..

Maçın bitmesiyle United Center’da topla birlikte yere yığılan ve topu bırakmayan Jordan'ın o hali hafızalardan hiçbir zaman silinmedi.. Sevinç ve üzüntü göz yaşlarını aynı anda döken Jordan şampiyonluk yüzüğünü artık yanında olmayan babasına hediye etti..

Bu arada Jordan normal sezonda ve finallerde ve All-Star’da en değerli oyuncu ödülünü alarak aynı sezonda 3 ödülü birden topladı ve Willis Reed'in 1970'te elde ettiği rekoru egale etmeyi başardı.. Bu sayede bir başka gerçek daha anlaşıldı; "Jordan'ın başarmak için istemesi fazlasıyla yeterli"..

1996-1997'de de tablo pek farklı olmadı Jordan, Bulls'u finallere taşıdı ve 6 maçın sonunda Karl Malone'lu Utah Jazz'ı geçerek şampiyonluğa bir kez daha ulaştılar ama 5. maçta midesinde hasta olmasına rağmen takımını yanlız bırakmayan Jordan 38 sayı atarak kazandıkları zaferle şampiyonluk turunu Chicago Stadı'na taşıdı..

Ancak Jazz’ın Jordan ve Bulls’a daha fazla tahammülü kalmamıştı ve Jazz'ın zaferi Bulls’u deplasmanda maç kazanmak zorunda bıraktı ya da yeni şampiyon bunu çok isteyen Jazz olacaktı..


Jazz’ın 86-83 liderliğinde devam eden 6. maç; Bulls ve Jordan çıkış yolu arıyor.. Maçın tamamlanmasına 1 dakikadan az bir süre var.. Chicago mola aldı.. Jordan ne yapacak.. Bir mucize gerçekleşebilir mi ?.. Yoksa Jazz buraya kadar getirdiği işi bitirebilecek mi ?.. Jazz hücumunu kesen Jordan yapması gerekeni yapıyor ve basketi buluyor.. Bulls aradaki farkı 1 sayıya indirmeyi başardı, skor şimdi 86-85.. Hücum sırası Jazz’da.. İbre Jazz’dan yana.. Jazz topu orta sahaya taşıdı, Bulls potasına yaklaşıyorlar, top şimdi Karl Malone ile buluştu.. Malona pozisyona girmeye hazırlanıyor.. Jordan, nasıl bir kaplan avına yaklaşırsa aynen öyle Malona’a yaklaştı.. İkisinin de ayakları yere yapışmış durumda, Jordan çok atletik ve Malone’un önüne bir anda geçmeyi ve faul yapmadan topunu çalmayı başarıyor.. Salonda bir anda ölüm sessizliği oldu.. Jordan şimdi yavaş yavaş topla ilerliyor.. Jordan’ın gözü bir süre de bir de onu savunmak için görevlendirilmiş olan Bryon Russell’da.. Russell sert ve kararlı savunmasıyla ünlü, Jordan’ı durdurmak için ne gerekiyorsa yapacak.. Ama Jordan’ın durmaya pek niyeti yok.. Jordan şimdi sağ tarafa penetre etmeye başladı, şimdi sola kıvrıldı Jordan yükseldi ve şutunu çekti.. Herkesin gözü havada süzülen topta.. Russell’ın hiç şansı yok.. Top hedefe doğru ilerliyor.. Sadece 5.2 saniye var bu basket olursa Jordan bir kez daha görevini yerine getirmiş olacak.. Arenada binlerce flaş patlıyor.. Ve basket.. Jordan yaptı.. Jordan 2 sayılık şutu baskete çevirdi.. Şimdi öne geçen taraf 87-86 ile Bulls.. İbre bir anda Air Jordan’a döndü.. Jazz’ın çaresizce yaptığı 3’lük denemesi başarısız ve şampiyon Chicago Bulls, şampiyon Michael Jordan..


Jordan ve Bulls’un 6. şampiyonluğa ulaşması için bundan güzel bir oyun olamazdı.. His Airness kendine yakışır bir şekilde unutulmaz anlardan birini yaşatarak basketbola bir kez daha imzasını atmayı başardı..

1999'yılında ise kaçınılmaz gerçekleşti ve uzun süre devam eden pazarlıklar ve başkan Bill Clinton'un dahi ikna çalışmaları yeterli olmadı..

"Artık kafamda yenmem gereken ve aşmam gereken bir şey bulamıyorum diyen" Jordan basketbola bir kez daha veda etti..

Başta yakın arkadaşları taçsız kral Charles Barkley ve Pippen olmak üzere diğerleriyle birlikte golf turnuvaları düzenleyen ve hayır kurumlarına bağış kampanyaları düzenleyen Jordan kısa süre sonra Washington Wizards’da başkanlık koltuğuna oturarak biraz da ofiste çalışmaya karar verdi..

Jordan bir kez daha gazetecileri atlatarak antrenman yapabileceğini ve basketbol kampları düzenleyebileceğini düşündü ama yanılmıştı.. Haber kısa sürede bütün Dünya’ya yayıldı.. Kimisi "dedikodu" dedi kimisi "yok artık" ama Jordan ne zaman dalga geçti ki ?..

WASHİNGTON WIZARDS YILLARI


2001’de Wizards başlanlığını yürüten Michael Jordan ofisten ve emeklilikten vazgeçti.. Oyun tarzında yaşının getirdiği gözle görülür bir değişiklik olan Jordan, 2001 – 2002’de sırtından ve dizinden sakatlanmış olmanın verdiği acıya rağmen sezonu takım lideri olarak 22.9 sayı, 5.2 asist ve 1.42 top çalma ortalamasıyla tamamladı..

Jordan’ın Wizards forması ile salonlara geri dönmesi NBA’e bir anda canlılık getirirken Wizards bir anda sezonluk biletlerinin tamamını sattı.. Wizards’daki ilk yılında takımın evi MCI Center’da oynadığı tüm maçlar tamamen dolarken rakip takımlarda Jordan’dan hatırı sayılır bir gelir elde etti.. Wizards’ın sadece 3 deplasman maçında tek tük boş kotluk vardı..


Wizards’a 6 – 26 Aralık arasında peş peşe 9 galibiyet kazandırarak takım tarihinin de yenilenmesini sağlayan Jordan, tecrübesi ve espri anlayışı ile taraftarını mutlu etti ve kendisi ile daha önce karşı karşıya gelme şansı olmayan ancak bunun hayali ile büyüyen bir çok NBA yıldızına da eşi benzeri olmayan bir hediye vermiş oldu..

2002 – 2003 sezonunda daha da başarılı bir giriş yapan Jordan maç başında 20 sayı ortalaması ile oynadı.. Dizindeki sakatlığa rağmen smaçlarına devam eden Jordan 2002 – 2003 sezonda 13. ve son All-Star maçına çıktı..

Sezon sonunda salonlara 3. ve son kez veda edeceğini açıklayan Jordan, kendi yaşının yarısında olan bir çok isme fark atmayı başardı ve o sezon Wizards’ın 82 maçının da tamamında oynayan tek isim oldu.. Ve 82’de 67 kez ilk 5’te maça başladı.. 20 sayı, 6.1 ribaund, 3.8 asist ve 1.5 top çalma ortalaması ile başarılı bir sezonu tamamlayan Jodan sahada % 45 ve faul çizgisinde % 82 isabet oranı tutturdu.. Jordan o sezon 20 ya da daha fazla sayıyı tam 42 maçta kaydetti.. 9 maçta 30 ya da daha çok sayı üretti.. 40 yaşında olan Jordan 40 sayı ve fazlasını ise 3 kez rakip potaya bıraktı..

Jordan son yılında bir rekor kırma alışkanlığına devam etti.. 21 Şubat 2003’te New Jersey Nets’i deplasmanda 89-86 yendikleri maçta 43 sayı kaydederek 40 yaşında, 40 ve üzerinde sayı üreten ilk isim oldu..


Jordan’ın bir maçta az ya da fazla atması basketbol taraftarının efsaneyi son bir kez oynarken görme isteğinde bir değişiklik yapmadı.. Jordan’ın son senesinde Wizards’ın evi MCI Center maç başına 20.173 taraftar kapasitesiyle tam doluluk oranıyla doldu taştı.. Son sene de Wizards’ın konuk olduğu arenalarda da farklı bir resim çıkmadı.. Wizards deplasman maçlarını ortalama 19.311 taraftara oynadı..

2001 – 2002 sezonunun başında Jordan, 11 Eylül kurbanlarına 1 milyon dolarlık bağış yaptı..

Miami Heat, Jordan’a duyduğu saygıyı gösterebilmek için 11 Nisan 2003’te 23 numaralı formasını emekliye ayırdı ve Miami’nin salonuna asılan 23 numaralı formanın yarısı Bulls Kırmızısı ve diğer yarısı da Wizards Mavisi olarak tasarlandı.. Heat 15 yıl aradan sonra hem de kendi adına hiç bir zaman ter dökmemiş bir isime duyduğu saygıyı göstermek için bir formayı emekliye ayırdı..


16 Nisan 2003’de Jordan’ın son maçı Philadelphia’nın şansına 76ers’ın evine denk geldi.. Çok az süre almasına rağmen 15 sayı kaydetmeyi başardı.. Maçın tamamlanmasına 1:44 kala taraftara son bir imza atan Jordan kazandığı faul atışlarını peş peşe sayıya çevirdi ve salonu tıka basa dolduran taraftarlar efsaneyi 4 dakikanın üzerinde ayakta alkışladı..

Jordan her ne kadar yeniden Wizards ofisine geri döneceğini açıklamış olsa da Wizards’ın sahibi Abe Pollin ile fikir ayrılığına düştü ve 7 Mayıs 2003’te mavilerle yolunu ayırdı..

OLİMPİYATLAR VE JORDAN
Jordan, iki kez altın madalyanın sahibi olan Amerika Birleşik Devletleri takımında forma giydi.. 1984’de Bulls’a imza atmadan önce kBravoj öğrencisi olarak ve 1992 Yaz Olimpiyatları’nda Magic Johnson ve Larry Bird’ün de aralarında bulunduğu unutulmaz kadroda orijinal “Drem Team”in bir parçası olarak..

JORDAN’IN MİRASI


Jordan’ın basketbol yeteneği henüz çaylak sezonundayken kendisini göstermeye başlamıştı.. Nefes kesen smaçları, bıktıran defansı ve karar verdiği şeyi uygulama yeteneği.. Hala play-off rekoru olan 1986’da Celtics’e kaydettiği 63 sayının ardından Larry Bird unutulmaz konuşmasında "Jordan hakkında ne düşünüyorsunuz ?" sorusuna verdiği cevapta bu genç adama duyduğu saygıyı anlatmış ve "Tanrının aramızda olduğuna inanıyorum tanrı, Jordan'a bürünmüş durumda aramızda dolaşıyor" demişti..

Jordan’ın en başarılı yaptığı şeylerden biri kendisine yöneltilen eleştirileri sıkılmadan, usanmadan yanlış çıkartmak oldu..

Bir Utah Jazz maçında Jordan 1.86’lık oyun kurucu John Stockton’ın üzerinden acımasız bir smaç yaptı.. Bu duruma oldukça sinirlenen bir Jazz taraftarı kendini tutamadı ve herkesin duyacağı şekilde bağırdı, "Kolaysa kendi boyutlarında bir adamın üzerinden smaç yapsana".. Aradan fazla geçmesine fırsat vermeyen Jordan hemen sonraki atakta 1.89 boyunda 131 kiloluk pivot Melvin Turpin’in üzerinden daha da acımasız bir smaç yaptı ve aynı taraftara dönerek seslendi, "Bu senin için yeteri kadar büyük mü ?"..


Jordan hem savunma hem de hücum yönüyle herkese örnek oldu.. Basketbolcunun iyi olabilmesi için her alanda faydalı olması gerektiğini fazlasıyla gösteren Jordan, 10 yıl boyunca NBA’in en skorer ismi oldu.. Wilt Chamberlain’in 4 yıl peş peşe en skorer oyuncu olarak kırdığı rekoru peş peşe 7 ile geliştirdi.. Bu kadara sayı üretirken boş durmayan Jordan NBA Defans takımına da 9 kez girmeyi başardı.. Özellikle 1998’de Jazz ile oynadıkları maçta final kazandıran basketi ile NBA’in en bitirici oyuncularından biri olarak saldığı korku ve ünü pekiştirdi.. Normal sezonda her zaman maçın sonunda son sözü söyleyen oyuncu oldu ama finallerde durum daha da beterdi takımdaki herkes, her zaman, topun bir tek Jordan’da olmasını istedi..

Bir çok yorumcu "Yeni Jordan" olarak adaylarını gösterdi.. LeBron James, Kobe Bryant, Vince Carter, Penny Hardaway ve Grant Hill bu isimlerden bir kaçı oldu.. Ama bu hep sözde kaldı..

Bulls’un başkanı Jerry Reinsdorf bir keresinde Jordan’ın 23 numaralı formasına gönderme yaparak "Michael’ın NBA için yaptıklarından sonra, bu numara ligin tamamında bütün arenalarda emekliye ayrılmalıdır ve kim "Sonraki Jordan" olacak diye gereksiz diyaloglar açılmamalıdır" dedi..

Bir çok dergi ve basın kuruluşunun yaptığı gibi Amerika’nın önde gelen Basketbol dergilerinden SLAM Magazin’de NBA’de tüm zamanların en iyi 75 oyuncusu arasında 1 numaraya "Air Jordan"ı oturttu..



ÖZEL HAYATINDA JORDAN


Jordan, 5 çocuktan 4 numaralı olanı.. İki büyük abisi Larry ve James, bir ablası Delores ve bir de kız kardeşi Roslyn var..

1989 Eylül’de Juanita ile evlendi.. İki erkek çocukları Jeffrey ve Marcus, ile en küçükleri olan kızları Jasmine var.. 4 Ocak 2002’de fikir ayrılıklarını örnek göstererek boşanma davası açtılar..


Jordan'ın babası James Jordan 23 Temmuz 1993’te Carolina otoyolunda bir dinlenme alnında Daniel Green ve Larry Martin Demery tarafından öldürüldü.. Jordan'ın abisi James R. Jordan Amerika Birleşik Devletleri ordusunda çavuş.. James 47 yaşındayken, tamamlanan Irak operasyonunun ardından Irak’ta kalmayı teklif etmişti..

Michael Jordan, üniversite "fraternity" gruplarından Omega Psi Phi’nın yaşam boyu üsyesi..

JORDAN VE İŞ HAYATI


Jordan, pazarlama amacıyla tarihte en çok kullanılan spor adamlarının başında geliyor.. Nike, Gatorade, Hanes, McDonald's, Ball Park Franks, Ray-O-Vac ve MCI gibi büyük firmalarının sponsorluğu altında.. 1988’de ilk kez Wheaties kutusunda görülen Jordan’ın onlarla da sponsorluk anlaşması devam ediyor..

Nike "Air Jordan" adı altında ilk kez onun için bir ayakkabı üretti.. Ayakkabının yaratıcısı Tinker Hatfield’ın spor ayakkabısı dünyasında bir dahi olarak kendine isim yapmayı başardı.. Jordan Nike ile ilerleyen yıllarda yaptığı anlaşma altında ayakkabıyı kendi markası olan "Jordan Brand"e taşıdı ancak Nike ile anlaşması halen devam ediyor..


Jordan Brand’in sponsor olduğu sporcular arasında NBA’den Ray Allen, Michael Finley, Derek Anderson, Eddie Jones, Mike Bibby, Gary Payton, Jason Kidd, Quentin Richardson, Richard Hamilton ve Carmelo Anthony bulunuyor.. Basketbol salonunun dışına da taşmış olan Jordan Brand beysbol oyuncularından Derek Jeter ve Andruw Jones’a Amerikan Futbol oyuncularından Marvin Harrison, Terrell Owens, Ahman Green, Eddie George, Jason Taylor ve Warren Sapp’a boksörlerden Roy Jones Jr.’a, motor sporları dünyasından AMA Superstock & Supersport takımının pilotu Montez Stewart’a, caz müzisyeni Mike Phillips’e sponsorluk yapıyor..

Jordan markası ayrıca üniversite takımlarından North Carolina, Cincinnati, California, St. John's, Georgetown, ve North Carolina A & T’nin de sponsoru..


1985’de giydiği Air Jordan’ın bugünkü değeri açık arttırmada 100.000 dolardan başlıyor.. Jordan, Nestle ve Crunch firmalarının da yaşam boyu maskotu ve Hollywood’a da adım atmışlığı var.. Oscar kazanacak kadar olmasa da 1996’da çekilen ve başrollerini Looney Tunes kahramanları ve Bugs Bunny ile paylaştığı ve Marslılarla savaştıkları filmde sergilediği performans kritikler tarafından "gelecek vaat ediyor" şeklinde yorumlandı !..



[Tek Kral T-Mac]
Hsm Kimdir?

Tıkla Tıklayabilirsen

02-07-2007 00:47:07 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
fbturan
MC Spoilt B'stard
Super Moderators

Üye No: 1602
Katılım: Aug 2006
Yer: Kırıkkale
Mesajlar: 6,590
Grup: Super Moderators
Durum Çevrimiçi

Rep Ver :
Rep Puanı : 35
Ruh Hali
mutlu

MSN araciligi ile mesaj yolla Yahoo araciligi ile mesaj yolla ICQ araciligi ile mesaj yolla AIM araciligi ile mesaj yolla




Mesaj: #2
CVP: NBA Yıldızlarının Hayat Hikayeleri

KAN, TER VE GÖZYAŞI, KEVIN GARNETT

Blood, Sweat & Tears (Kan, Ter ve Gözyaşı)
KEVIN GARNETT

“DA KID” artık büyüdü ve tek hedefi takımını başarıya taşıçiçek “DA M.V.P” olmak!!

Kevin Garnett, şüphesiz son yıllarda NBA’deki en büyük oyunculardan biri. Ama NCAA’i pas geçerek doğrudan NBA’e atılması onun önüne bir çok zorluk çıkarttı. NBA zaten acımasız ve büyük para oyunlarının döndüğü bir ligdir eğer insanlar sizin hassas olduğunuz bir noktayı yakalarsa, etik olsun ya da olmasın, kazanmak için bunu size karşı kullanmakta bir an için bile tereddüt etmez. KG’de küçük yaşta kurtlar sofrasına atılmasına rağmen tanrı vergisi yeteneği ve mücadeleden asla kaçmayan yapısıyla sağ kalmasını bildi ve NBA değirmeninde öğütülen onca genç ve yetenekli oyuncudan biri olmamayı başardı. Kendi ifadesiyle o, her çıktığı maçta bir “yaşam” mücadelesi verdi ve takımı yenilse de çoğu kez bu mücadeleden galip ayrıldı. Artık O, NBA’de herkesin saygı duyduğu bir oyuncu. Geçtiğimiz NBA All-Star maçında aldığı MVP ödülü, yıllardır bir ünvana susamış KG’nin NBA’in en iyi oyuncularından biri olduğunu tasdik ederken, KG’i öyle bir kamçıladı ki 7-9 Şubat tarihindeki All-Star haftasonundan sonra çoşan KG’yi ve onun Timberwolves’unu durdurmak neredeyse imkansız hale geldi. Bu kez Garnett, All Star MVP ödülünden çok daha büyük ve prestijli bir ödülü gözüne kestirdi ve şu ana kadar ortaya koyduğu performansla bu onuru sonuna kadar hakediyor: Normal Sezon MVP Ödülü!!..

DNA, yani Deoksiribo Nükleik Asit; adenin, guanin, sitozin ve timin bazlarından oluşan ve canlıların kalıtsal bilgisini yapısında saklayan bir sır küpü... 19. yüzyılda Darwin ve Lamarck'ın çalışmalarıyla başlayan genetik bilmi, Charles Davenport'un düşünceleriyle sadece bilimsel bir temele oturmaktan çıkarak Hitler'in ideolojisine temel oluşturup siyasal platforma bile taşındı. Modern anlamda genetik bilimi ise özellikle son 10 yılda büyük bir atılım gösterdi. İnsanın gen haritasının çıkarılması ile Kanser gibi hastalıkların sonunun getirilebileceğine dair olan inançla yola çıkılan projeler birkaç yıl önce, DNA çiftlerinin kopyalanarak insan klonlamayı amaçlayan bir projeyle meydana gelen kopya koyun Dolly ile beraber başka bir boyut kazandı ve bilim adamları arasında oldukça şiddetli tartışmalara konu oldu. Bu arada geçtiğimiz ay içinde sevgili ilk klonlanmış koyunumuz Dolly, nadiren görülen bir akciğer hastalığı nedeniyle genç yaşta hayata gözlerini yumdu. Ve günümüzde Genom Projesi sonucunda bilim adamları neredeyse insanların gen haritasını çıkartma işlemini tamamlamış durumda. Ama kimi çevreler, ürettikleri komplo teorilerinde, genetik hakkındaki araştırmaların insanlığı amansız hastalıkların pençesinden kurtarmaktan çok Amerika'nın hegemonya stratejisinin bir ürünü olarak kimyasal silahlardan bile etkilenmeyen "Kaptan Amerika" tarzı süper askerler üretmek adına yapıldıldığını iddia etmekte. X-files’ta ajan Fox Mulder bu tip iddialar üretir de biz üretemez miyiz!! Pekala süper asker yaratmayı kafasına koyan bir devlet, süper sporcular, süper basketbol oyuncuları yaratmayı da düşünebilir. Mesela beni böyle bir projenin başına getirseler ve neredeyse kimsenin eşleşemeyeceği bir basketbol yıldızı üretmemi isteselerdi sanırım bu oyuncu pivot fiziğinde ama bir guard kadar hızlı, top sürebilen, pas verebilen, bir off guard kadar orta mesafenden attığını sokabilen bir oyuncu olurdu; yani tıpkı Kevin Garnett gibi!..

Adam Olacak Çocuk

Kevin Maurice Garnett, 19 Mayıs 1976’da Mauldin-Güney Carolina’da doğdu. KG çocukken birazcık sokakta gezen belalı tiplerden de olsa (Okulda beyaz bir çocuğun bileğinin kırıldığı bir kavgaya karıştığı için tutuklanmıştı) genelde vaktinin çoğunu idolü Magic Johnson gibi iyi bir basketbolcu olabilmek için Springfield Park’ta basketbol oynayarak geçiriyordu. Hatta Kevin, kendisini basketbola o kadar kaptırıyordu ki yanında biri olsun ya da olmasın çoğu kez gece yarısına kadar parkta kalarak şut atmaktaydı. Kevin’ın öz babası O’Lewis McCullough da tam anlamıyla bir basketbol delisiydi. KG’nin üvey babası ise onun basketbol oynamasına pek de sıcak bakmıyordu. Annesi Shirley Irby Garnett de çocuğunun basketbol gibi “boş işler” ile uğraşacağına oturup ders çalışarak üniversiteye gitmesini arzulamaktaydı. Ama KG’nin okul ve derslerle arası pek iyi değildi. Onun tek yapmak istediği basketbol oynamaktı. Bu yüzden Kevin, herkesten gizli olarak lisesinin basketbol takımı Mauldin Mavericks’te oynamaya başladı. Kevin’ın ailesinin ise bundan haberi yoktu. Öğrendiklerinde de çoktan iş işten geçmiş ve Garnett maçlara çıkmaya başlamıştı. Artık Kevin’ın basketbol oynamasının engellenemeyeceği aşikardı. Üstelik Kevin, bu oyunu gayet de iyi oynuyordu. Lisedeki ikinci yılında KG’nin ünü giderek yayılmaya başladı. Garnett’in maçlarını kaçırmak istemeyen insanlar Mauldin Lisesi’nin salonuna akın ederek onun basketbol şovunu izliyordu. KG, o günlerde basketbol vasıtasıyla Stephon Marbury isminde New York’lu bir genç ile tanışıyor ve ikilinin arasındaki dostluk, kısa zamanda adeta iki kardeşin ilişkisine dönüşüyordu. KG, Güney Carolina’da Mauldin Lisesinde “Mr.Basketball” seçildikten sonra son sınıfta Chicago, Illinois Eyaleti’ndeki Farragut Akademisi’ne geçmek zorunda kalmıştı. 1995 sezonunda %66.6 şut yüzdesi ile 25.2 sayı, 17.6 ribaund, 6.7 asist ve 6.5 blok ortalamarıyla oynayarak, spektaküler smaçları ile adını duyuran ama ne yazık ki kötü bir trafik kazası sonucunda bir lise efsanesi olmaktan öteye gidemeyen Ronnie Fields (1996’da Amerikanın en iyi beş lise oyuncusundan biri olarak seçilmişti) ile birlikte takımını 28-2’lik bir seride sırtlayan oyuncu olurken Amerika’nın en yüksek tirajlı gazetelerinden USA TODAY tarafından yılın basketbol oyuncusu olarak seçilirken, Parade ve Slam Dergilerince de Amerika’daki en iyi beş lise oyuncusundan biri olarak gösterildi. Kevin’ın Brooklyn’li kankası Steph ise Parade tarafından 1995 yılının en iyi lise oyuncusu seçilmişti.
Garnett, Springfield'da düzenlenen birinci Nike Hoop Summit turnuvasında, Amerikan Genç Milli takıma davet edildi ve ilk defa Amerikan Ulusal formasını giydi. Yapılan maçta Amerikan Genç Milli Takımı, uluslararası oyunculardan oluşan karma takımı zor da olsa 86-77 mağlup ederken KG, 10 sayı, 10 ribaund ve 9 blokla triple-double'ı kıl payı kaçırıyordu. (1999'da KG, Porto Riko’da düzenlenen Amerika Kıtası Olimpiyat elemelerinde ikinci kez milli formayı giyme şansını yakaladı. KG'li Amerikan Milli takımı, 11 günde çıktığı 10 maçın 10'unda da galip gelerek altın madalyaya uzanırken, Garnett 11.9 sayı, 7.0 ribaund, 1.9 asist, 2.2 blok ve 1.7 top çalma ortalamaları ile Gary Payton, Tim Duncan ve Jason Kidd ile birlikte takıma kattığı yüksek enerji ve nefes kesen smaçlarıyla seyircilerin beğenisini toplamıştı)
Tekrar KG’nin Lise son sınıftaki son günlerine dönelim. KG, Ron Mercer, Shareef Abdur-Rahim ve Stephon Marbury gibi ülkenin en iyi lise oyuncularını karşı karşıya getiren St.Louis’deki 1995 McDonalds All-American maçında 18 sayı, 11 ribaund, 4 asist ve 3 blok üreterek, Most Outstanding Player ödülünü kucaklarken (1995 McDonalds All-American maçında oynayan ve şimdi NBA’de forma giyen diğer oyuncular: Kobe Bryant, Vince Carter, Paul Pierce, Chauncey Billups, Antawn Jamison ve Robert Traylor) ardında toplam 2533 sayı, 4807 ribaund ve 739 blokluk bir lise kariyeri bırakıyordu. Normal şartlar altında Kevin Garnett çapında bir oyuncuyu kapmak için çoğu NCAA takımı kıyasıya bir yarışa girerdi (KG’nin NCAA’de oynayamıyacağı belli olmadan önce Michigan, Michigan State, DePaul, North Carolina ve Illinois üniversiteleri ile görüştüğü söyleniyordu) ama Kevin, son SAT sınavında kaldığında artık kBravoje kabul edilme ihtimali ortadan kalkmıştı. İşte bu yüzden artık şansını NBA’de denemeye karar verecekti.

Kuzu Postuna Bürünen Timberwolves’un Hain Planı!!..

1995 NBA Draftına; Jerry Stackhouse, Rasheed Wallace, Antonio McDyess, Joe Smith, Damon Stoudemire ve Michael Finley gibi bir çok bomba isim katıldığından Kevin Garnett’in kaçıncı sıradan seçileceği merak konusuydu. Çünkü 1975 Draftında Philadelphia tarafından 5.sıradan seçilen Darryl Dawkins’den tam 20 yıl sonra ilk defa bir Lise oyuncusu NBA draftında seçilme şansına sahipti. (NBA tarihinde, üniversitede oynamadan liseden direk lige katılan ilk oyuncu efsanevi Moses Malone’dur. NBA Draftında 1.sıradan seçilen ilk liseli oyuncu ise 2001’de Washington Wizards tarafından seçilen Kwame Brown’dur)
Bu sırada Minnesota’nın basketbol faaliyetlerinden sorumlu başkan yardımcısı eski Celtics efsanelerinden Kevin McHale ve takımın coach’u Flip Saunders, Timberwolves için ilginç bir draft stratejisi belirlemişti. Ortalığa Kevin Garnett’in bulunmaz bir Hint kumaşı olduğuna ve onu kesinlikle kaçırmayacaklarına dair söylentiler yayacaklardı. Böylelikle spekülasyonlara aldanıp paniğe kapılan takımlardan birinin “Bu adamların kesin bir bildiği vardır!! Biz elimizi bunlardan önce tutalım da şu çocuğu alalım” diye Garnett’ı seçeceğini ümit ediyorlardı. Hayallerindeki oyuncu ise North Carolina’da Michael Jordan’ın tahtına aday gösterilen skorer guard- forvet Jerry Stackhouse idi. McHale ve Saunders planlarının tıkır tıkır işleyeceğini, bu şekilde de diğer takımları “kekleyerek” Stack’in doğrudan kucaklarına düşmesini sağlayacaklarını hesaplamaktaydı.

“Flip eğer bu çocuk başaramazsa ikimiz de kovuluruz!!” Kevin McHale

Ama Garnett, Minnesota’nın planlarını çöpe atan isim oldu. O güne kadar bir tek Minnesota yetkilisi bile Garnett’i izlemeye gitmemişti. Bu yüzden KG’nin nasıl bir oyuncu olduğuna dair en ufak bir fikirleri bile yoktu. Garnett, Chicago’da çıktığı bir work-out’ta öyle bir basketbol şovu sundu ki Saunders ve McHale salondan ayrılırken ikisinin de ağzı açık kalmıştı. Tam salonun dışına çıktıklarında Saunders döndü ve McHale’e şunları söyledi: “Kevin bu çocuğu alacağımızı kimse bilmemeli!! Eğer onu 5.sırada alabilirsek şanslıyız.” Bir önceki sezonda ancak 21 galibiyet alabilen Timberwolves için yazarlar, takımı çekip çevirebilecek ve kendisini NCAA’de ispatlamış Damon Stoudemire gibi bir guard’a ihtiyaç duyulduğunu yazmaktaydı. Bırakın Garnett gibi daha olgunlaşmamış bir lise oyuncusunu Jerry Stackhouse’un bile bir kumar olabileceğini iddia ediyorlardı. Yani Garnett gibi uzun yıllara yayılması gereken bir draft planının başlangıcı, değil kumar oynamak intiharın ta kendisiydi!! Drafttan evvel McHale, Saunder’s şöyle dedi: “Flip eğer bu çocuk başaramazsa ikimiz de kovuluruz!!”
Draft gecesinde Maryland’li Joe Smith (ki gelecek yıllarda Minnesota’yla usulsüz anlaşma yaparak Timberwolves’un başını oldukça ağrıtacaktı) 1.sırada Golden State tarafından seçiliyordu. Clippers hakkını Antonio McDyess’dan, Sixers Jerry Stackhouse’tan ve Washington da Rasheed Wallace’tan yana kullanmıştı. Beşinci sıradaki Timberwolves’ta ise McHale ve Saunders, Garnett’ı kaçırmamanın getirdiği rahatlıkla oldukça derin bir nefes alıyordu.
Minneapolis Lakers’tan Minnesota Timberwolves’a…
Minnesota, 1989-90 sezonunda Orlando Magic’le beraber NBA’e katıldığında, Minneapolis ikinci kez bir NBA takımına ev sahipliği yapma şansını yakalamıştı. Şehrin ilk NBA takımı ise daha sonra Los Angeles’a taşınacak olan ve George Mikan ve Elgin Baylor gibi efsanevi isimlerin oynadığı Minneapolis Lakers idi. Timberwolves bir anda Minnesota’ya yeni bir heyecan getirdiyse de takımın aldığı kötü sonuçlar ve genelde sezonu hep 3 aşağı 5 yukarı 20 galibiyet alarak tamamlamaları neticesinde heyecan duygusu yerini hayal kırıklığına bıraktı.
Minnesota o kadar kötü bir takımdı ki hatırlarım babam, ben 12-13 yaşımdayken bana televizyona bağlanan oyunlardan almıştı. Tabii o zamanlar şimdiki gibi playstation falan yok. Benim de favori oyunum binbir güçlükle bulduğum “dandik” bir NBA oyunuydu. Oyunun tasarımcısı Çinli programcı, fanatik bir Knicks taraftarı ve Starks hayranı olduğu için John Starks oyundaki en iyi oyuncu olarak tasarlanmıştı. Ben de New York Knicks’in karşısına “ezik” Minnesota’yı alıp John Starks’a 50 üçlük attırmaya ya da Patrick Ewing’e 40 blok yaptırmaya uğraşırdım. İşte Kevin Garnett geldikten sonra Minnesota’nın oyunlara bile yansıyan bu makus talihi tersine döndü.

Dikkat Koca Köpek Var!!

Garnett gerçek anlamda ilk profesyonel maçına Milwaukee Bucks karşısında çıktı. KG bu maçı şöyle anlatıyor: “İlk maçımda karşımda Glenn “Big Dog” Robinson vardı. Başlarda maç oldukça keyifliydi. Çünkü posterleri odamın duvarlarını süsleyen biri karşısında oynamak bana heyecan veriyordu. Ama maç ilerledikçe çabuk öğrenmek zorunda kaldım. Big Dog bazı pozisyonlarda gerçekten bana günümü gösterdi. Ama ikinci karşılaşmamızda intikamımı aldım. Çünkü bu kez hazırlıklıydım. Rövanşta 6 kez Bucks potasına bastım. Ayrıca koca köpeği de %34 şut yüzdesiyle oynattım. Daha ne isteyebilirdim ki!!”
Garnett kariyerinin ilk üç ayına takımın yedek kısa forveti olarak başladı. (Bu aradaGarnett’e de kısa forvet diyoruz ya insaf, adam 2.11!!) Bu 3 aylık sürede ise 6.2 sayı ve 3.8 ribaund ortalamaları ile oynuyordu. Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz aylarda Kenny Smith ve Charles Barkley’in Yao Ming hakkında girdikleri iddia ve Sir Charles’ın bir eşşeğin oldukça nazik bir kısmına buse kondurmasıyla neticelenen olaylar, Smith’in Ming hakkında yorum yaparken KG’nin de ilk aylarında pek parlak bir performans ortaya koyamadığını ama sonra kendisini yavaş yavaş toparladığını hatırlatmasıyla başlamıştı.
Gerçekten de Garnett, kendisine ilk beşte yer bulmaya başladığı Ocak ayında aniden ortalamalarını 14.0 sayı ve 8.4 ribaund’a çıkardı. All-Star haftasonunda çaylaklar takımına da seçilen KG, Batı takımı hanesine 8 sayı, 6 asist, 4 ribaund eklerken Doğu takımında Damon Stoudemire ve Jerry Stackhouse etkili oyunlarıyla takımlarını 94-92’lik skorla Batı karşısında galibiyete taşıyordu. KG çaylak sezonunda 10.4 sayı ve 6.3 ribaund ortalamaları ile oynayıp NBA’in en iyi ikinci çaylak takımına (All Rookie Second Team) seçildi. Ama Minnesota KG’nin katkısına rağmen bir kez daha 20’li galibiyetlerden kurtulamamıştı.

“Kevin hep 2.13’e ulaşırsa onu pivot olarak oynatıp Shaq gibi uzunların üzerine salacağımı zannettiği için boyunun birazcık daha uzamasından ödü kopuyordu. Onu 3 numarada oynatıp rakiplere kan kusturmak varken hiç pivot oynatacak kadar budala olabilir miyim??” Flip Saunders

Yoksa siz boyunuz kısa diye mi üzülüyorsunuz??

Kevin Garnett’in o dönemdeki en büyük korkusu uzun boyu nedeniyle Saunders’ın kendisini pivot olarak oynatmasıydı. KG draft edildiğinde takımın başkan yardımcısı Kevin McHale ile aynı boydaydı. Ama aradan 14 ay geçtikten sonra KG, artık McHale ile yan yana durduğunda ona 6 cm kadar yukarıdan bakıyordu. Kevin bu boy meselesini o kadar kafasına takmıştı ki periyodik boy ölçümlerinden birinde adeta gazetecilere yalvararak: “Hayır!! Lütfen etrafta benim 2.11 olduğumu söyleyip durmayın!!” şeklinde bir istekte bulundu. Garnett’ı asıl tedirgin eden şey ise coach Saunders’ın odasının duvarına astığı ve KG’nin boy gelişimini takip ettiği bir çizelgeydi: “Kevin hep 2.13’e ulaşırsa onu pivot olarak oynatıp Shaq gibi uzunların üzerine salacağımı zannettiği için boyunun birazcık daha uzamasından ödü kopuyordu. Onu 3 numarada oynatıp rakiplere kan kusturmak varken hiç pivot oynatacak kadar budala olabilir miyim?? O, 1.88’lik bir oyuncu kadar hızlı ve çabuk. Büyük oyuncuların tanrı vergisi bazı özellikleri vardır. Kevin Garnett’in olduğu gibi. Bu tür şeylerin nasıl olduğunu sorgulayamazsınız sadece kabul edersiniz. ” Doug Collins de Garnett’in fiziği hakkında şu yorumda bulunmuştu: “Bence tüm büyük yıldızlar gibi Garnett de genetik bir ‘kaçık’ !!”


Kevin Garnet!!..



[Tek Kral T-Mac]
Hsm Kimdir?

Tıkla Tıklayabilirsen

02-07-2007 00:47:29 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
fbturan
MC Spoilt B'stard
Super Moderators

Üye No: 1602
Katılım: Aug 2006
Yer: Kırıkkale
Mesajlar: 6,590
Grup: Super Moderators
Durum Çevrimiçi

Rep Ver :
Rep Puanı : 35
Ruh Hali
mutlu

MSN araciligi ile mesaj yolla Yahoo araciligi ile mesaj yolla ICQ araciligi ile mesaj yolla AIM araciligi ile mesaj yolla




Mesaj: #3
CVP: NBA Yıldızlarının Hayat Hikayeleri

YENİ NESLİN UÇAN YILDIZI, VINCE LAMAR CARTER...

Soru: Bir NBA takımı yöneticisi olduğunuzu düşünün. Bir seçme hakkınız olsaydı. Siz, 1998 Drafttında aşağıdaki oyunculardan hangisini öncelikli olarak seçerdiniz?.
Michael Olowakandi, Mike Bibby, Raef La Frentz, Antawn Jamison, Vince Carter.

Cevaplar: L.A.Clippers: Michael Olowakandi
Vancouver: Mike Bibby
Denver: Raef La Frentz
Toronto: Antawn Jamison
Golden State: Vince Carter. Fakat Golden State, Jamison karşılığında Carter’ı Toronto’ya verdi.

Sonuçlar: Denver: 2001 sezonu Batı Konferansı 11.si
L.A.Clippers: 2001 sezonu Batı Konferansı 12.si
Vancouver: 2001 sezonu Batı Konferansı 13.sü
Golden State: 2001 sezonu Batı Konferansı 14.sü, yani sonuncu!.
Toronto: 2001 sezonu Doğu Konferansı Yarı Finalisti!!..

Vince Carter, NBA Liginde geçen son 3,5 yıla, bir en iyi rookie oyuncu ödülü, bir slam dunk şampiyonluğu, 3 defa All-Star oylaması birinciliği, bir Olimpiyat altın madalyası sığdırmayı başardı.

1998 NBA Draftı, 24 Haziran 1998’de Vancouver’da yapılmıştı. 51 yıllık NBA tarihinde ilk defa bir Türk oyuncunun (Mirsad Türkcan, Houston Rockets tarafından 18. sırada draft edilmişti.) seçilmesi bakımından bizim için büyük değeri olan draftın, NBA ligine kazandırdığı en büyük yıldız ise, 5.sırada Golden State Warriors tarafından seçilen Vince Lamar Carter’dı.
Draft gecesi 4. sırada seçilen üniversitedeki takım arkadaşı Antawn Jamison karşılığında Golden State’den Toronto Raptors’a takas edilen Carter, Kanada takımının ve NBA liginin 2000’li yıllardaki en büyük yıldızlarından biri olacağını, sezon sonunda 118 oydan 113’ünü alarak kazandığı en iyi rookie oyuncusu ödülü ile gösterdi. Bir yıl sonra All-Star oylamasında 2 milyona yakın oyla ilk sırayı alan Carter, bir çok kişiye göre slam dunk yarışmaları tarihin en muhteşem performansı ile de smaç şampiyonluğuna ulaşmıştı. 2000 yazında Sidney Olimpiyatlarında -zor da olsa- altın madalya alan Dream Team IV’ün en skorer oyuncusu olan ve Fransa maçında Frederic Weis’in üzerinden yaptığı smaç ile tüm dünyaya kendini tanıtan Carter, geçen sezon Toronto’yu Doğu Konferansı yarı finaline kadar çıkarmayı başardı. Evet 3 yıl sonunda NBA liginin en başarılı 10 oyuncusundan biri “The Prince”, “Air Canada”, “In-VINCE-able” lakapları ile de tanınan Toronto’nun 15 numaralı oyuncusu Vince Lamar Carter, sizlere tanıtacağım NBA oyuncusu.

KONSER SALONUNDAN BASKETBOL ARENASINA

Vince Carter, 26 Ocak 1977’de Florida Daytona Beach’de doğdu. 9 yaşındayken katıldığı 12 yaş altı eyalet turnuvasında kısa boyuna ve küçük yaşına rağmen dikkatleri üzerine çeken Carter, 13 yaşındayken de ilk smacını yapıyordu. Fakat baba Harry’nin Volusia’da bando ve orkestra direktörü olması Carter’ı da müziğe itti. 7 farklı enstrümanla ilgilenen Carter, 1995 yılında Mainland Lisesini bitirdiğinde basketbol ve vBravoybolculuğunun yanında, davul ve saksafon çalarken, okul orkestrasında bariton solistlikte yapıyordu. Ama Carter, basketbol sahasında bir maçta 47 sayı başka bir maçta da 17 blok rakamlarını erişip, okulunu da 36 maçta 34 galibiyet ile eyalet şampiyonu yapınca tercihini basketbolden yana kullandı. (Tabi 1981 Draftı ile NBA’e seçilen amcası Oliver Lee’nin de Carter’ın basketbolcü olmasında büyük katkıları vardı.)
Carter, lise’deki son yılında forvet mevkiinde, Ron Mercer ve Shareef Abdul-Rahim’in ardından Amerikanın en iyi lise oyuncularından biri olarak gösterildi ve yılın en iyi ikinci beşine seçildi. 1995 yazında üniversite tercihini, iki yıldız oyuncusu Jerry Stackhouse ve Rasheed Wallace’ı NBA’e kaptıran ve yeni bir takım kurmayı amaçlayan ülkenin en iyi basketbol programlarından ve coachlarından (Dean Smith) birine sahip North Carolina’dan yana kullandı. İki yıldızını kaybeden UNC üniversitesi yeni iki rookie oyuncu Vince Carter ve Antawn Jamison ile lige başladı. Guard’lar Jeff McInnis ve Dante Calabria, pivot Serge Zwikker ile birlikte iyi bir uyum yakalayan bu genç oyunculardan Carter, ilk yılında 31 maçta forma giydi. İlk yılında hem guard hem de kısa forvet pozisyonlarında oynayan Carter, 19 kere ilk 5’te sahaya çıkarken, 10 maçta skorda çift haneli sayıya ulaştı. Fakat maç başına sadece 18 dakika oyunda kalabildi ve 7.5 sayı, 3.8 ribaund, 1.3 asist ortalamaları ile ilk senesini tamamladı. Aynı yıl, USA Junior Basketbol takımının bir üyesi olarak, Atina’da düzenlenen dünya şampiyonasında 7. olan takımda 8 maçta, 48 sayı, 32 ribaund, 11 asist ve 9 top çalma üreten Carter, tüm sezon boyunca açık sahada fast break organizasyonlarında Tar Heel seyircilerine inanılmaz hava hareketleri seyrettirmeyi başardı.

NCAA’LERDE İKİNCİ YIL VE İLK FINAL FOUR

Üniversitedeki ilk senesinde muhteşem smaçları ile büyük bir hayran kitlesi yaratan Carter, ikinci sezonunda büyük gelişme gösterdi. 1995-96 sezonunun ardından NBA’e gitmeyi tercih eden McInnis’in (Denver tarafından 2. tur 37. sırada draft edildi.) takımdan ayrılması, coach Smith’in Carter’ın oyunda kaldığı süreyi maç başına 28 dakikaya çıkarmasına neden oldu. Bu fırsatı iyi değerlendiren Carter 13.0 sayı, 4.5 ribaund, 2.4 asist ve 1.4 top çalma ortalamaları ile NCAA’ler deki 2. sezonu tamamladı. Playofflar da, çeyrek finalde Lousville maçında 18 sayı üreterek, 15 sayı ile oynayan Jamison ile birlikte UNC’yi 14. defa Final Four’a sokmayı başaran Carter, yarı finalde Arizona potasına 8 sayısı smaçtan olmak üzere 21 sayı gönderse de 66-58’lik yenilgiyi önleyemedi. Aynı yıl NBA’de slam dunk şampiyonluğuna ulaşan Kobe Bryant’ın yarışma içerisinde yaptığı bir çok hareketi, NCAA’de maç içinde rakip oyuncuların savunmalarına karşı yapan Carter, oynadığı süre ile orantılı olarak artan hava hareketleri ile sadece okulunun değil Amerikanın ve dünyanın hayranlıkla seyrettiği bir oyuncu olmuştu. Ama o sadece zıplama kabiliyeti ile anılmak istemiyordu. Chicago şehrinin yetiştirdiği en büyük smaç makinesi Ronnie Fields, gibi sadece smaçları ile tanınmak ve NBA’e gidemeyip CBA’de veya diğer küçük liglerde kaybolup gitmek istemiyordu. Bu sebeple de 2. senesinin yazını bol bol şut idamı yaparak geçirdi.
1997-98 sezonunda başarı grafiğini yükseltmeye devam eden Carter, %59 saha içi, %41 üç sayı yüzdeleri ile 15.6 sayı, 5.1 ribaund, 2.0 asist ortalamalarıyla 3. yılını tamamladı ve John Wooden All-Amerika takımına seçildi. Ayrıca normal sezonun ardından stres dolu NCAA Turnuvasında da harika maçlar çıkardı. İlk turda Navy’e 14 sayı, ikinci turda UNC Charlotte’a 24 sayı, 7 ribaund, sweet-16’da Michigan State’e 20 sayı, 10 ribaund, elite-8’de Conneticut’a 12 sayı atan Carter, UNC’yi ard arda 2.defa final four’a taşıyan oyuncuların başındaydı. Final Four maçında Utah Üniversitesi karşısında, sezonun en değerli oyuncusu seçilen takım arkadaşı Jamison’dan daha başarılı olan Carter, 65-59’luk yenilgiye mani olamadı. Üniversite kariyerindeki son maçında sahanın en skorer oyuncusu olan Carter 21 sayı, 5 ribaund ve 3 blok ile NCAA kariyerine noktayı koydu.
1997-98 NCAA sezonunun ardından Maryland coach’u Gary Williams, Carter için “en iyi takım oyunu oynayan yıldız oyuncu” nitelemesini yapıyordu.
Carter, NCAA Turnuvasında oldukça başarılı olup bir çok NBA menajerinin dikkatini çekince 4. seneyi beklemeden profesyonel olmaya karar verdi. Aslında 3 yıldır oynadığı oyunla bir çok menajer onu draftta seçilecek oyuncular arasına koymuştu ama Final Four’daki oyunu değerini daha da arttırdı. Birde NBA’de seyirci sayısının düşmesi, Michael Jordan’ın basketbolü bıraktıktan sonra yerine geçecek spektaküler ve örnek -üniversite tahsili almış, adı kavga, hırsızlık ve adi suçlara karışmamış- bir oyuncunun NBA tarafından hala lanse edilememesi, (Grant Hill, bu örnek oyuncuların başındayken sakatlıklar sebebi ile beklentileri ne yazık ki karşılayamadı.) Carter’ın yolunu biraz daha aralamıştı. Evet Carter, 3 yıl boyunca 103 maçta formasını giydiği ve 12.3 sayı, 5.1 ribaund, 2.0 asist, 1.1 top çalma, 0.8 blok ortalamaları ile oynadığı North Carolina Üniversitesine veda ederek 1998 NBA Draftına katıldı.

1998-99 NBA SEZONUNUN EN DEĞERLİ ROOKİE OYUNCUSU

1998 NBA Draftında 5. sırada Golden State tarafından seçilen Carter, aynı gece 4. sırada Toronto tarafından draft edilen takım arkadaşı Jamison’a karşılık Raptors’ın yolunu tutuyordu. Fakat NBA komisyonu ile Oyuncular Komitesinin 1997-98 sezonun hemen ardından anlaşmazlığa düşmesi ile ortaya çıkan lokavt, Carter’ın NBA liginde oynayacağı ilk sezonu tehlikeye soktu. Önce sezon öncesi hazırlık kampları iptal edildi, ardından da Kasım’ın başında start alacağı belirtilen lig durduruldu. İki taraf arasındaki anlaşma ancak Ocak ayının sonunda sağlanabildi. (Hatırlarsanız Yunanistan’da, 1998 Temmuz Ayında düzenlenen dünya şampiyonasına da NBA oyuncuları iştirak etmemiş ve Amerika Milli Takımı ancak 3. sırayı alabilmişti.) Ama Carter bu boşluktan istifade edip özel antrenörler eşliğinde bol bol çalıştı ve 5 Şubat 1999 günü Boston Celtics takımına karşı ilk NBA maçına çıktı. Maça ilk 5 başlayan Carter, ilk periyodunun 4 dakikasında bir jump shot ile NBA kariyerinin ilk sayısını kaydetti. İkinci periyodun 6 dakikasında ise ilk muhteşem turnikelerinden birine imzayı atıyordu. Ama beklenen hareketi maçın son periyoduna saklamıştı. Maçın bitimine 5:33 kala Charles Oakley’in pası ile jeneriklere geçecek ilk smacını Paul Pierce’ın üzerinden yaparken, Boston seyircisi bile bu hareketi ayakta alkışlıyordu. Bu ilk maçta 30 dakika oyunda kalıp 16 sayı, 3 ribaund, 2 asist ve 2 top çalma üreten Carter takımına 103-92’lik galibiyeti getiriyordu. İki deplasman maçından sonra sezonun 3. maçında Toronto seyircisinin önünde çıkan Carter, 5’i ikinci yarıda olmak üzere 6 smaç ile tam bir show gerçekleştirirken maçı da 22 sayı ile tamamladı. Ligin 7. maçında (yeni salonları Air Canada’nın açılış maçı) ise 4’ü ikinci periyotta olmak üzere 5 smaç ile Vancouver’a karşı 27 sayı atmayı başardı. 25 Mart’ta Houston karşısında 32 sayı ile ilk sezonunun en yüksek skoruna ulaşan Carter, Mart ve Nisan’da ayın en iyi rookie oyuncusu, 22 Mart’ta da haftanın oyuncusu seçildi. Regular sezonda 50 maçın 49’unda sahaya ilk 5’te çıkarken, 3 kez 30 sayı, 23 kez 20 sayı barajını geçmeyi başardı. Ayrıca 6 kere de double-double yaptı. Toronto 23 galibiyet, 27 mağlubiyet ile %46’lık kazanma oranı ile bir takım rekoru kırarken ne yazık ki playoff’lara kalamadı.
Evet, Carter ilk senesinde jeneriklere geçen bir çok harekete imzasını atarken, maç başına ortalama 35 dakika oyunda kalarak 18.3 sayı, 5.7 ribaund, 3.0 asist, 1.54 blok ve 1.1 top çalma ortalamaları ile çaylaklar arasında sayıda ve blokta ilk sırayı alırken, sezonun en iyi rookie oyuncusu ödülüne de 118 oydan 113’ünü -hem de üniversite de hep gölgesinde kaldığı takım arkadaşı Jamison’ın önünde- alarak ulaştı. Carter bir çok inanılmaz hava hareketi ile NBA Action’ların vazgeçilmez oyuncusu olmuş, NBA’de aradığı kanı bulmuştu. Lokavt sırasında iade edilen sezonluk biletler, Toronto’nun salonu Air Canada’da neredeyse yok satarken, deplasman maçlarında da Carter’ı izlemeye gelen seyirciler sayesinde NBA’in izlenme oranı artıyordu.



[Tek Kral T-Mac]
Hsm Kimdir?

Tıkla Tıklayabilirsen

02-07-2007 00:47:48 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
fbturan
MC Spoilt B'stard
Super Moderators

Üye No: 1602
Katılım: Aug 2006
Yer: Kırıkkale
Mesajlar: 6,590
Grup: Super Moderators
Durum Çevrimiçi

Rep Ver :
Rep Puanı : 35
Ruh Hali
mutlu

MSN araciligi ile mesaj yolla Yahoo araciligi ile mesaj yolla ICQ araciligi ile mesaj yolla AIM araciligi ile mesaj yolla




Mesaj: #4
CVP: NBA Yıldızlarının Hayat Hikayeleri

2000 SLAM DUNK ŞAMPİYONLUĞU

Carter 1999-00 sezonuna fırtına gibi girdi. İlk 8 maçta 25.7 sayı ortalamasını tutturdu. Sezonun 10. maçında şampiyonluk adaylarından Lakers’ı deplasmanda 111-102 yendikleri maçta 34 sayı, 11 ribaund, 4 asist ile bir kez daha NBA seyircilerinin hayranlığını kazandı. Genelde Toronto’nun maçlarını hiç yayınlamayan ulusal kanallar, artık gelen yoğun istekleri karşılayabilmek için Carter’ın maçlarını yayınlamaya başlamışlardı. 14 Ocak’ta 115-110 galip geldikleri Milwaukee maçında 47 sayı ile ilk defa 40 sayı barajını geçen Carter, 13 Şubat’ta ki All-Star maçına kadar oynanan 47 maçta 24.5 sayı ortalamasını tutturdu. Oakland’da düzenlenecek All-Star maçı seçimlerinde bütün NBA yıldızlarını geçerek en fazla oyu alan Carter, maçtan bir gün evvel düzenlenen slam dunk yarışmasında da finalde kuzeni Tracy McGrady ve Steve Francis’i geçerek şampiyonluğa ulaştı. İlk All-Star maçında sahaya ilk 5’te çıkan Carter, smaç şampiyonasından enstantaneler sunduğu maçta 28 dakika oyunda kaldı ve 12 sayı üretti. All-Star maçından tam 2 hafta sonra 27 Şubat’ta Phoenix’te 103-102 galip geldikleri maçta, 51 sayı ile kariyer rekorunu kırdı. Regular sezonda 25 kere 30 sayı, 63 kere de 20 sayı barajını geçti ve hiç bir maçta 10 sayının altına düşmedi. Ayrıca 9 kere double-double ve 10 Nisan’da Cleveland’a karşı 14 sayı, 11 ribaund ve 10 assist ile ilk triple-double’ını yaptı. Sezon sonunda ortalama 38 dakika sahada kalarak çoğu maçta hücum da sürüklediği takımında, %46.5 saha içi, % 40 üç sayı yüzdeleri ile 25.7 sayı, 5.8 ribaund, 3.9 asist, 1.34 top çalma ve 1.12 blok ortalamalarını tutturdu. Bu başarılı 82 maçlık regular sezon sonunda, Toronto 45 galibiyet 27 yenilgi ile Doğu Konferansında 6. sırayı alıp, play-off’lara kalıyordu.
NBA kariyerinde ki ilk playoff maçını 23 Nisan’da New York’a karşı Madison Square Garden’da oynayan Carter 92-88 kaybettikleri maçta, 16 sayı ve 6 asist üretti. 2. maçta 27 sayı, 7 ribaund, 5 asist’lik performansı 84-83’lük yenilgiyi önleyemezken, Toronto’da oynanan 3. maçta 15 sayı, 8 asist ve 7 ribaund’a rağmen 87-80’lik skorla sezona ilk turda veda etti.
Carter, başarıya doyamadığı 2000 yılının yazında, Sidney’de Dream Team IV ile Olimpiyat Altın madalyasını boynuna taktı. Shaq, Kobe, Duncan ve Iverson’dan yoksun bir kadro ile mücadele eden Amerika’nın 8 maç sonunda 118 sayı ile en skorer oyuncusu olan Carter, yarı finalde zar zor 85-83 yendikleri Litvanya maçında 18 sayı ile en skorer oyuncu oldu. Fransa maçında Frederic Weis’in üzerinden yaptığı smaç ise aylarca konuşuldu. Bir çok NBA yazarı tarafından gelmiş geçmiş en güzel basket olarak değerlendirilen bu smaçın yanı sıra bir çok muhteşem harekete de imza atan Carter, bu turnuva sayesinde tüm dünya tarafından tanınmaya başladı.

2001 NBA DOĞU YARI FİNALİ

Geçen sezon artan tecrübesi ile Toronto takımını regular sezonda bir klüp rekoru olan 47 galibiyete taşıyan Carter, maç başına 39 dakika oyunda kalarak %46 saha içi, %43 üç sayı yüzdeleri ile 27.5 sayı (lig 5.si), 5.3 ribaund, 3.9 asist, 1.54 top çalma ve 0.85 blok ortalamaları ile tamamladı. Bu ortalamalarla ligin en iyi ikinci takımına seçilen Carter, bir kez daha All-Star oylamasında en fazla oyu alarak Washington’daki maçta Doğu takımının ilk 5 inde yer aldı. Maçı 16 sayı ile Iverson ve Bryant’tan sonra en skorer oyuncu olarak tamamlayan Carter, sezon için de 4 kere 40, 31 kere de 30 sayı barajını geçerken, 18 Kasım’da Milwaukee maçında 48 sayı ile sezonda kendisinin en yüksek skoruna ulaştı. Play Off’lar da ilk turda New York’a karşı 5 maçta 22.8 sayı, 7.2 ribaund ortalamaları ile oynarken son 2 maçta muhteşem oyunu ile ilk defa tur atlama sevincini yaşadı. Doğu Yarı Finalinde rakip Iverson’lı Philadelphia’ydı. Seri Iverson ile Carter’ın düellosu şeklinde geçerken, 1. maçta 35, 3. maçta 50 (13/9 üçlük), 6. maçta ise 39 sayı üretti. Fakat son maçta 20 sayı, 9 asist, 7 ribaund, 3 top çalma, 2 bloğu galibiyete yetmedi ve Toronto 2001 NBA ligine Doğu Yarı Finalinde elveda dedi. Gösterdiği performans ile bir çok eski NBA oyuncusu ile karşılaştırılmaya başlanan Carter, ligin genç yıldız oyuncularından biri olmuştu.
Ağustos Ayında 6 yıllığına 94 milyon $’a takımı ile tekrardan anlaşan Carter, Hakeem Olajuwan’ın takıma katılması ile bir yıl evvelki başarıyı tekrarlayacaklarını ve hatta geçebileceklerini söylüyordu.

DOĞU KONFERANSINDA ZİRVE YARIŞI

Bu sezon Carter için çok iyi başlamadı. İlk maçta Orlando karşısında 11/2 saha içi, 3/0 üçlük ve 7/7 faul ile sadece 11 sayı üretti ve 114-85’lik farklı mağlubiyeti önleyemedi. Daha sezonun ilk maçı Carter’ın artık sıkı savunmalarla karşılaşacağının bir belirtisiydi. Gerçekten’de şu ana kadar oynanan 43 maçta eski sezonlara göre daha sıkı savunulan Carter, düşen şut yüzdesine rağmen, artan asist ortalaması ile takımına 25 galibiyet getirmeyi başardı. 10 Kasım’da Utah’da 14/8 üçlük ile 43 sayı üreten Carter, 7 ve 9 Aralıkta ard arda Denver ve Phoenix maçlarında 42 sayı ile oynadı. Şu anda 25.6 ile sayı krallığında 5. sırada bulunan Carter, 10 Şubat’ta Philadelphia’da düzenlenecek All-Star maçı oylamasında da 1.287.003 oyla bir kez daha ilk sırayı aldı.
Michael Jordan, NBA ligine geri döndü. Ama ne yazık ki eski hava hareketleri ile değil. Fakat Jordan’ın eski muhteşem smaçlarının, inanılmaz turnikelerinin, yakını ve belki de daha muhteşemleri, Toronto’nun 15 numaralı oyuncusu Vince Lamar Carter ile devam etmekte. Bryant, Iverson, Duncan, Pierce, Garnett, gibi ligin yeni nesil oyuncularının en başarılısı, henüz şampiyonluk veya bir MVP ödülü almamasından dolayı belki Carter değil ama, kim ne derse desin ligin en spektaküler, en ilgi çeken ve en çok izlemekten zevk alınan oyuncusu Vince Carter. Yakın gelecekte takıma katılacak tecrübeli (ama, Hakeem Olajuwan gibi -eskiden ne kadar başarılı olursa olsun- kariyerinin son yıllarını yaşayan bir oyuncu değil) ve daha yetenekli 1-2 oyuncu ile Toronto, NBA Finaline ulaşırsa bunda en büyük pay da Carter’ın olacaktır. O da böylelikle gerekli ödüllere ve hatta NBA Şampiyonluk yüzüğüne ulaşabilir. Aynı Jordan’ın ligde ilk 6 yıl bekledikten sonra Pippen, Grant gibi oyuncularla şampiyonluğa ulaştığı gibi…



[Tek Kral T-Mac]
Hsm Kimdir?

Tıkla Tıklayabilirsen

02-07-2007 00:48:00 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
fbturan
MC Spoilt B'stard
Super Moderators

Üye No: 1602
Katılım: Aug 2006
Yer: Kırıkkale
Mesajlar: 6,590
Grup: Super Moderators
Durum Çevrimiçi

Rep Ver :
Rep Puanı : 35
Ruh Hali
mutlu

MSN araciligi ile mesaj yolla Yahoo araciligi ile mesaj yolla ICQ araciligi ile mesaj yolla AIM araciligi ile mesaj yolla




Mesaj: #5
CVP: NBA Yıldızlarının Hayat Hikayeleri

NBA’İN #1 NUMARALI HÜCUM SİLAHI; TRACY MCGRADY
(Bu yazı pivot dergisinin 53.sayısında yayınlanmıştır.)

Şu anda NBA’de 25 sayı, 5 ribaund ve 5 asist ortalamasıyla shooting guard oynayabilen sadece iki isim var. Birisi üç şampiyonluk yüzüğü sahibi Kobe Bryant diğeri ise Tracy McGrady. Üstelik McGrady, Shaquille O’Neil gibi NBA’in en güçlü pivotuyla hatta ve hatta en dominant oyuncusu ile oynama lüksüne de sahip değil. Yani Kobe gibi savunmacısı ikili sıkıştırmalara yardım için gittiğinde boş şut pozisyonları yakalamıyor. Aksine takımının tek büyük yıldızı olması nedeniyle ikili hatta kimi zaman üçlü sıkıştırmalarla boğuşmak zorunda. İşte bu yüzden geceleri yatmadan önce Grant Hill’in parkelere sağlam bir şekilde ve temelli olarak dönmesi için dua ediyor. Yine de Hill dönsün ya da dönmesin T-Mac yolunu bilir. Çünkü o NBA’in sayı kralı. Ve dikkat etmezseniz her an potanıza en az 30 sayı atmaya hazır!!

Eyvah Dr. J Emekli Oluyor, Gitti Paracıklar!!

Julius Erving, yani Dr.J, basketbol tarihinin “havada yürüyebilen” ilk büyük yıldızıydı. Ayaklarının yer ile teması kesildikten sonra yapabileceklerini hayal etmek bile o günün basketbol şartları içinde zordu. Sadece onu seyretmek için salonlara doluşan binlerce kişi vardı. O basketbolu birçok insana sevdirmiş bir süper stardı. Kimi basketbol yazarlarınca belki de yer yüzüne gelmiş en inanılmaz oyuncu olarak nitelendiriliyordu. Önce ABA’daki sonra da NBA’deki muhteşem yılların ardından Dr. J’de her ölümlü gibi yaşlanarak NBA’deki kariyerinin sonuna doğru yaklaşınca insanlar birden paniğe kapılmaya başladı. Ligin en spektaküler yıldızını kaybedeceklerdi. “Ya bir daha asla onun gibisi bu lige gelmezse” sorusu kafalarda dolaşıyordu. Dr.J’in oynadığı her sezon NBA’e yönelen ekstra ilgi, izleyici ve para demekti. Dr. J’in basketbolu bırakması ise NBA’in popülaritesinin azalmasına yol açabilirdi. Ama önce Larry Bird’ün sonra da Magic Johnson’ın sahneye çıkmasıyla pazarlayabilecekleri yeni bir Chamberlain & Russell rekabeti yaratmayı başarabildikleri için NBA yönetiminin korktuğu başına gelmedi ve Dr. J bir kaç sezon daha bu yeni yıldızlarla boğuşup emekliye ayrıldığında NBA’deki seyirci oranları önceki yıllara oranla artış bile göstermişti. 90’lı yıllara gelinirken bu kez de Bird ve Magic’in yaşlanıyor olmasının yarattığı telaş vardı. Ama NBA bir kez daha süper bir yıldız yaratarak durumu kurtardı: Michael Jordan!!

Veliahtı ararken

Majestelerinin basketbol tarihindeki önemini belirtmeye sanırım gerek yok. MJ basketbolu bıraktığını açıkladığında binlerce kişi basketbola küstü, geri dönüşlerinde milyonlarca insan sevince boğuldu. Maalesef bu kez majesteleri gerçekten basketbolu bıraktı ama NBA hala yeni süper yıldızını bulamadı. Önce Duke’un beyaz atlı kibar prensi Grant Hill yeni veliaht olarak takdim edildi ama geçen her sezonun ardından Hill’in aradıkları isim olmadığını anladılar. Sonra havada bir kaç adım attıktan sonra yaptığı smaç jenerik olan Anfernee “Penny” Hardaway üzerinde kısa bir promosyon bombardımanı yapıldı. Ne yazık ki Penny de Orlando’yu Shaq olmaksızın bir yere taşıyamayarak NBA yönetimini büyük hayal kırıklığına uğrattı. Sonra Allen Iverson basketbol yeteneğinin yanında “Generation X” olarak adlandırılan ve eskiler tarafından kayıp gençlik diye nitelendirilen kuşağın olumlu olumsuz bir çok özelliğini de taşıdığı için “yeni yüzyıla yeni bir kahraman” mantığı ile topluma sunuldu. Iverson’ın sorunlu geçmişi nedeniyle adeta bir saatli bomba olması “temiz topluma temiz kahraman” diyenleri tedirgin etti. Ardından iki North Carolina’lı; Jerry Stackhouse ve Vince Carter ard arda “Yeni Jordan” ambalajı ile market raflarındaki yerini aldı. Onlar hala beklemedeyken Kobe Bryant isimli bir liseli herkesi sollayarak 3 şampiyonluğa ulaştı ve veliahtlık yarışında herkesin bir adım önüne geçti. Ne var ki Kobe’yi de gölgeleyen Shaquille O’Neil isimli “büyük” bir etken vardı. Bu arada hem kişilik hem yetenek bakımından üstün özelliklere sahip bir oyuncu medyanın gözünün önünde durmasına rağmen uzun süre -maç başına 20’li sayılara çıkana dek- farkedilemedi. Çünkü artık günümüz toplumunda, A malının B malından iyi olması önemli değil. Asıl önemli olan elinizdeki malı diğerinden iyi pazarlamak. NBA’in pazarlamacıları ise geç uyandı. Şu an ligdeki belki hiçbir oyuncu maç içinde onun gibi smaç yapamıyor. Tek başına rakiplerini bozguna uğratıp takımını play-off’a taşımıyor. O adeta tek başına bir takım: Ve karşınızda Tracy McGrady. Namı diğer T-MAC!!

Big Mac’ten T-Mac’e

Tracy Lamar McGrady Jr., 24 Mayıs 1979’da Orlando ve Tampa arasında göllerle çevrilmiş küçük bir kasaba olan Auburndale’de doğdu. Tracy’nin ailesi o daha 4 yaşındayken boşandıkları için annesinin ve büyükannesinin yanında büyüdü. Aslında annesi Disneyland’de çalıştığı için büyükannesi Tracy’nin hayatında adeta ikinci bir anne olarak çok önemli bir rol oynadı. Bu arada T-Mac babasının, annesiyle ayrı olmasına ve kendisine ait hir hayata sahip olmasına rağmen ilgisiz bir baba olmadığını ve kendisiyle her fırsatta ilgilendiğinin de altını çiziyordu. Tracy küçüklüğünde spor yapmaya basketbolla başlamadı. Onun ilk göz ağrısı baseball’du ve onu seyreden tüm antrenörler gelecekte çok büyük bir baseball yıldızı olabileceği konusunda birleşiyorlardı. Tabii hayat Tracy’nin önüne çok daha farklı bir senaryo çıkarttı. Yine de T-Mac’in baseball’a karşı bugün bile büyük bir sevgi beslediği gerçek. O kadar ki eğer kendisine profesyonel beyzbol takımlarından teklif gelirse bu teklifi kabul edeceğini çünkü en büyük hayalinin aynı anda basketbol ve beyzbol oynamak olduğunu söylüyor. Zaten Tracy, Baseball ligindeki lakabını bile yıllar önceden belirlemiş: “Big Mac”

ADIDAS ABCD

Tracy’nin basketbol macerası tam anlamıyla lise 3. sınıfta başlamakta. Auburndale lisesine gid